Gündem

Dört temel problem; İstihdam, Beceri Uyumsuzluğu, İşgücü, Mülteciler

Yaptığı yorumlarda çözüm önerilerini de sunan Özlale’nin açıklaması şöyle:  

“TÜİK tarafından açıklanan işgücü istatistikleri Türkiye’nin istihdam sorununun boyutunu bir kez daha gösterdi. Burada önemli olan nokta işgücünden çıkışlar. Son bir sene içinde, üstelik de salgından önce başlamak üzere, tam 1.6 milyon vatandaşımız ümidini kaybettiği için iş aramaktan vazgeçmiş. Yani resmi işsiz sayısı kadar çalışmaya hazır ama ümidini kaybetmiş vatandaşımız var. Bu vatandaşlarımızı da ekleyince Türkiye’de işsizlik oranının %23’e dayandığını görüyoruz.

Bir başka problem genç işsizlik, resmi genç işsizlik oranı %25 olsa da buna iş bulma ümidini kaybetmiş ama çalışmaya hazır gençlerimizi ekleyince bu oran %40’a çıkıyor. Her 10 gencimizden 4’ü işsiz, üç gencimizden biri de ne çalışıyor ne de bir eğitim kurumuna devam ediyor. Bizim burada daha fazla yapmak istediğimiz şey İYİ Parti hangi çözüm önerilerini getirecek.

İYİ Parti olarak gördüğümüz dört temel problem var. Bu problemlerin ilki, bir türlü istihdam yaratamayan bir ekonomi yapıdan bahsediyoruz. Türkiye’de toplam istihdamın içerisinde Kamunun payı yüzde 19.9’dan yüzde 26’ya çıkmış. Yani Türkiye’de son altı senede içerisinde neredeyse bütün istihdamı kamu çok da liyakat kriterini gözetmeden yaratmış gibi gözüküyor.  Bizim buna çözüm önerimiz ne olacak? Bütün bulgular gösteriyor ki Türkiye’de istihdama en fazla katkı veren şirketler genç ve küçük şirketler. Özellikle genç şirketlerimizin istihdama çok fazla katkı yaptığını görüyoruz. Bir başka gördüğümüz nokta da şirketler olgunlaştıktan sonra ancak verimlilik sağlayabilirse ekonomiye katkı verebiliyorlar. İYİ Parti olarak en temel önceliğimiz, iş fikirlerini hayata geçirmek isteyen genç şirketleri desteklemek, daha olgun şirketlerin ise verimliliklerini arttırmaları yönünde destekler sağlayacağız.

İkinci sorun, beceri uyumsuzluğu. Türkiye’de iş dünyasının istediği nitelikli iş  gücünü bir türlü sağlayamayan eğitim kurumları var. Tersinden baktığınız zaman da şunu görüyorsunuz başarılı mezunlarımız da işe atıldığı zaman beklediklerinin çok altında ücretler alıyorlar ve sonrasında beyin göçü gerçekleşiyor. Bunu çözmemiz gerek, nasıl çözeceğiz, burada mutlaka yükseköğrenim ve mesleki eğitimi iş dünyasının ihtiyaçları ile entegre olarak, işgücü verimliliğini ücretleri artırarak çözmeye çalışıyoruz.

Üçüncü problemimiz, sanayi 4.0’ın işgücüne etkisi. Gördüğümüz şudur, imalat sanayiinin istihdam kapasitesi giderek düşüyor. Tarımda da aynı şey olduğu için geriye hizmetler sektörü kalıyor.  Bizim çözüm önerimiz şudur: Hizmetler sektöründe bir çalışanın farklı iki mesleği aynı yetkinlikte yapacağı ortamı sağlayacağımız bir mesleki eğitim programını sağlamak.

İstihdamda gördüğümüz dördüncü problem ise, mülteci problemi. Türkiye’de 3,5 milyon mülteci var. Bunların özellikle kadın istihdamına olumsuz etkilerini görüyoruz. Türkiye mutlaka etkili bir mülteci politikasını hayata geçirmesi lazım. Bunun toplumsal ve iktisadi etkilerini daha fazla görmeden.

TÜRKİYE’NİN ENFLASYONU GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN ÜÇ KATI

İkinci gündem maddemiz enflasyon. Bugün enflasyonun yüksek olduğunu söylememize gerek yok. Bir örnek verecek olursak, Türkiye’nin aynı ligde yer aldığı gelişmek olan ülkeler arasında Türkiye’nin enflasyonu o ülkelerin üç katı. Açıklanan hali ile bile Türkiye’de yüksek enflasyon var. Bu gelir dağılımını bozuyor. Gıda enflasyonu bile yüzde 15. Bir sene içerisinde gıdanın yüzde 15’ten daha fazla artacağını söyleyecektir insanlar.

Bu köyde sabahtan beri çiftçilerle sohbet ediyoruz, süt fiyatlarına baktığınız zaman aynı problemi görüyorsunuz. Türkiye’de koordinasyonsuzluk ve tarım politikalarının bir türlü yürütülememesinden dolayı süt üreticisi oldukça zor durumda. Çok temel bir nedeni var süt maliyetlerinin çok arttığını biliyoruz. Çiftçi bu maliyetleri fiyatına yansıtamıyor. Çiftçi her türlü riski alıyor ama sonra çiftçiye o sütün fiyatını belirleme hakkını vermiyoruz. Ulusal süt konseyinin referans fiyat tavsiyesi ellerinden alındığı için onların da etkisi kalmadı. Dolayısıyla Gıda komitesi süt fiyatlarını belirliyor. Gıda fiyatları daha fazla yukarı çıkmasın diye referans fiyatlarını devamlı aşağıda tutuyor. Ondan sonra çiftçiye ne zaman ödeyeceği belli olmayan 40 kuruşluk indirimle problemi çözmeye çalışıyor. O zaman çiftçimiz ne yapıyor, üretim maliyetleri çiğ süt fiyatlarını geçtiği için çiftçimiz şunu yapıyor, süt üretmeyi bırakıyor ve süt üretmek yerine gidip hayvanını kesiyor. Biz giderek çiftçimizin hayvancılıktan çıktığı, süt üretiminin azaldığı bir noktaya geliyoruz. Sorun bu kadar basit değil süt, yumurta et fiyatlarına baktığınız zaman bunun aynı zamanda bir kalkınma problemi olarak duruyor. İYİ Parti’nin burada duruşu oldukça net, çocuklarımızın protein değeri yüksek sağlıklı beslenmeleri gerekiyor. Bütün çalışmalar şunu gösteriyor, akademik gelişiminiz ve fiziksel yetkinliğiniz daha iyi beslenme ile artıyor. O yüzden gıda fiyatlarını sadece halkın karşılaştığı enflasyon olarak görmüyoruz bu bizim için çok önemli bir kalkınma problemi, bu bizim için çok önemli bir eğitim problemi. Bizim önerimiz, bu tür stratejik ürünlerde fonları devreye sokmak ve fiyat hareketliliğini dengeleyebilmek için fonu kullanmak ve üreticiyi mağdur etmemek.

DIŞ TİCARETE REKABETÇİLİĞİ, TÜRK LİRASININ DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE DEĞİLDİR

Gündemin üçüncü maddesi dış ticaret ve rekabetçilik. Yeni ekonomi programı açıklandıktan sonra çok fazla konuşulan bir konu. Geçen hafta açıklanan dış ticaret rakamlarına baktığımız zaman dış ticaret açığının hala yüksek olduğunu görüyoruz, çok değersiz Türk Lirasına rağmen. Orada birşeyler çok yanlış gidiyor. Türk lirasının değerini kaybederek küresel ölçekte rekabetçiliği bir yere kadar sağlayabiliyorsunuz ve bunun toplumsal maliyeti oldukça yüksek.  Dış ticaret açığımız Türk lirasının en değersiz olduğu dönemlerde önemli ölçüde artmış durumda. Dolayısıyla bizim Türk Lirasının değerini düşük tutarak bir rekabet öyküsü yazmamız çok gerçekçi değil. Burada bizim rekabetçiliği işgücü verimliliği üzerinden tanımlamamız gerekiyor, şirketlerin teknolojik dönüşümleri için gerekli olan yatırımları onlara sağlayacak imkanlarla tanımlamamız gerekiyor. Bizim dış ticaret rekabetçiliği rekabetçilik arasındaki bağlantımız sadece Türk Lirasının değersizleştirilmesi üzerine değildir.  

 

ALTIN İTHALATI BİR TÜR DOLARİZASYONDUR

Sayın Bakan, altın ithalatını çıkardıktan sonra ihracat ithalat dengesine bakmamız gerektiğini söylüyor. Biz aynı kanıda değiliz. Sonuçta ithal edilen altını da para ödemek zorundasın, o da bir ithalat faturasının bir yansıması. Aslında baktığınız zaman o altın ithalatı vatandaşın, yatırımcının, iş insanının Türk Lirasına itibar göstermemesinden oluyor. Türkiye’de şu anda altına olan talebin çok fazla olması, altın ithalatının patlaması ve dış ticaret açığını tek başına negatife çevirmesi buradaki vatandaşların şirketlerin ekonomiye ve Türk Lirasına olan güvensizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu bir tür dolarizasyondur. Yani altın ithalatı bir tür dolarizasyondur. İtibarlı bir politikayı tesis edebilirseniz bu dış ticaret kalemini de bir süre sonra istediğimiz seviyelere geldiğini görürüsünüz.”

Kaynak İYİ Parti Basın
Hibya Haber Ajansı

Etiketler
Daha Fazla Göster

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı